Özgür ve Özgün Bir Kadın Olmak Mümkün mü? Özgür ve Özgün Bir Kadın Olmak Mümkün mü?

Özgür ve Özgün Bir Kadın Olmak Mümkün mü?

Kalıpları yıkmaya çalışan bir sanatçı, hakkını arayan bir aktivist ya da toplumsal baskıya kafa tutan bir ebeveyn olmak, kulağa hoş geliyor. Peki, ya bunları yapmaya çalışan, bir kadınsa?

Avrupa'dan Türkiye'de dönerek sil baştan bir hayat kurmaya karar verdiğimde 26 yaşındaydım. Bavulumda, çiçeği burnunda reklamcılık ve müzisyenlik kariyerlerim vardı. Bana Türkiye'de yaratıcı işler yapmanın daha kolay olduğu söylenmişti, "çünkü", dediler, "yapacak çok şey var".

Çok geçmeden ülkemde bireyler arası dayanışmanın daha kolay olduğunu keşfettim. Avrupa'da bireysellik ön planda olduğundan, güçbirliği sağlamak -işin içinde maddi kazanç yoksa- pek mümkün olmuyordu. Türkiye'de beklemediğim kadar destek buldum. Gel gelelim, yaratıcılığın kolay olduğu vaadi tutmadı…

Günlük hayatta yaşadıklarım, yeni düzeni anlamlandırmama yardımcı oldu. Bir adamın bir kadını pervasızca dikizlemesi bana göre erkeği aşağılayan bir durum iken, belli ki bazılarına göre bir zafer ve bir hak sayılıyordu. Önce şorttan, etekten, sıra-dışı ve gösterişli kıyafetlerden soğudum.

Kıyafet devrimimin ardından vazgeçmeye çalıştığım ikinci şey, iletişim üslubum oldu. Nedense her sözümün altında bir ima aranıyordu: Birine güzel koktuğunu belirttiğimde parfümünü üzerime sıkılmış, TV'de konuşulanları eleştirdiğimde kanalı değiştirilmiş buluyordum. Oysa parfüm isteseydim başka şekilde söylerdim, program hakkında da sohbet etmek isterdim. Örtülü konuşma kültüründen uzak büyümemin bedeli, bu ince hesapları ıskalayarak yanlış anlaşılmam oluyordu.

Bir gün bir müzik eleştirmeni bana neden müziğime Türk çalgıları eklemekte direndiğimi sorduğunda, mevcut halimle asla tam bir kabul görmeyeceğimi anladım. Toplumsal baskı, herkesi herkese benzetme merakı, her yerdeydi, hepimiz içindi. Ama herkesten çok, biz kadınlar için.

Ülke değiştirmek zordu. Baskıyla mücadele edemeyecek kadar yorgun düşünce, çoğunluk gibi davranma gayretine girdim. Zaten müziğim 'sazsız'dı, bir de beklenmedik sesler deneyerek özgür doğaçlama falan yaparsam, insanlar benden tümden soğuyacaktı!

Kadınlara alttan alta dayatılan "hanım hanımcık otur" mesajıyla işte böyle, 20'li yaşlarımın sonlarında tanıştım. Ve üzülerek gördüm ki bu topraklarda 'alternatif' ya da 'çağdaş' müzik yaptığını iddia eden "bayan" sanatçılar, janrın gereği yeni fikirler, yeni kalıplar üretmekte çok zorlanıyorlardı. Bu ülkeden bir PJ Harvey, bir Diamanda Galas çıkması gerçekten zordu.

Hanım hanımcık bir evlilik yapıp, hanım hanımcık bir anne oldum... Tabii, olabildiğim kadar. Çünkü daha ilk aylarda "her şey çocuk için" anlayışından uzaklaşarak, bir kez bile "kurban olurum" demeden uyku eğitimi vererek, el kadar bebeğime disiplin öğreterek yolumu saptırmıştım! Oğlum daha bir yaşındayken çoğu annenin yaşantısıyla benimki örtüşmez olmuştu. "Senin çocuk kolay" diyorlardı, oysa değildi. Durumu kolaylaştırmak için teknikler öğrenip uygulayan, bendim. Zaman içinde eleştiri yağmuruna tutulduğumu, dirençle karşılaştığımı tahmin edebilirsiniz… Yaşadıklarımı ve gözlemlerimi merak edenlere, bu ay çıkan "Biz Annemizden Hiç Böyle Görmedik!" kitabımı öneririm.

Bu topraklarda bir kadının özgün bir sanatçı olması kadar, özgürce çocuk yetiştirmesi de zor. Gerçi bu işler, dünyanın her yerinde kadınlar için erkeklere kıyasla daha zor. Ama geriye dönüp baktığımda, yaptığım en güzel şeylerin tam da bunlar –özgünlük arayışı ile yaptıklarım- olduğunu görüyorum. Çok emek isteyen, emeğin karşılığını tam olarak vermeyen, bitmeyen bir mücadele bu. Ama size yaşadığınızı hissettirenler, tam da bunlar!

Yorumlar
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Yenikadin.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.

Önerilen Haberler